31 Aralık 2017 Pazar

SÜRPRİZ SEVER MİSİNİZ ?




Bir havaalanında oturuyorsunuz.Bir anda bir pilot elinde valiziyle şarkı söylemeye başlıyor.Siz şaşkınlıkla bakarken check inn masasındaki bayan  görevli de pilota katılıyor.Biranda arkanızda keman sesi duyuluyor.Sonra yanınızdaki yolcu kalkıp dans etmeye başlıyor…
Ne düşünürsünüz ??
Dünya da çok eğlenceli bir akım var .Ülkemizde de örnekleri olmaya başladı.
Flash Mobb deniliyor bu etkinliğe .Daha önceden sosyal medya üzerinde organize olan, yada bir kurumda beraber olan insanlar tarafından organize diliyor.Halka açık mekanlarda kendiliğinden, spontane gibi başlayan eğlenceli aktiviteler yapılıyor.Bu bazen de sosyal sorumluluk kapsamında farkındalık oluşturmak için olabiliyor.
Bireysel silahlanmaya dikkat  çekmek veya dünya kadınlar günü vs gibi özel günlerde de yapılıyor.Ya da sadece eğlenmek için.Bu konuda bir çok video bulabilirsiniz.Ben en çok ilgimi çeken ikisini paylaşıyorum.
Birinci video da her şey küçük bir kızın bir sokak müzisyeninin önündeki şapkaya para atmasıyla başlıyor.Bunun bir benzeri Türkiye’de Dünya Kadın Hakları gününde bir avm de yapılmış, ama bu örnek çok daha başarılı.Sanırım bir bankanın reklamı için çekilmiş. Beethoven’in  9. Senfonisi. Açıkçası bende klasik müziğe karşı oldukça ilgi uyandırdı. O Videodan sonra  klasik batı müziği daha fazla ilgimi çekmeye başladı.
İkinci video da, çok meşhur opera parçalarından olan “Carmina Burana” operasının ,bir hava alanında flash mobb olarak sunulması.
Bir flash mobb değildi ama, güzel bir sürprize İzmir de rastlamıştım.Geçmiş senelerden birinde , İzmir Konak istasyonunda  29 Ekim Cumhuriyet Bayramında askeri bandonun verdiği konser muhteşemdi.Müziği,enstrümanları vücudunuzun her zerresiyle hissediyorsunuz.Olağanüstü bir duygu.En çok istediğim şeylerden biri canlı bir klasik müzik konserini dinleyebilmek.Umarım bir gün olur.
Güzel değil mi ? Hiç beklemediğiniz bir andan böyle güzel şeylerle karşılaşmak.
Yeni yılınız kutlu olsun.





26 Aralık 2017 Salı

İNLEYEN NAĞMELER METROYU SARDI

BENİM DE YENİ YIL DİLEĞİM VAR !!!

Soğuk bir Ocak sabahının erken saatlerinde Washington Metro İstasyonu ,metroya yetişmeye çalışan insanlarla doluyken,beyaz beyzbol şapkasını  kaşlarına kadar indirmiş genç bir adam, kemanından önce birkaç nota çıkarır.Sonra notalar arkası arkasına metro istasyonunun duvarlarında yankılanmaya başlar.
Biraz sonra adeta kendinden geçmiş bir şekilde çalmaya devam ederken ,kimse  Bach’ın en zor icra edilen klasik müzik eserlerinden olduğunun farkında bile değildir.Genç adam 45 dakika boyunca Bach ‘dan altı klasik müzik parçası çalmaya devam eder.Konser bittiğinde kimse alkışlamadığı gibi kimse duraklamaz bile .
Konser boyunca Washington Metro İstasyonun  en kalabalık saatlerinde kemancının  önünden 1100 civarı insan, belki  notaları bile duymadan hızla geçip gider.sadece 6 kişi durup dinler.20 kişi para verir ve keman kutusunda biriken para sadece 32 dolardır.
Washington Post için yapılan bu sosyal deneyde metroda ki kemancı ,dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell’dir
3.5 milyon dolarlık Stradivarius kemanıyla metroda verdiği konserin benzeri için ,insanlar Boston’da daha kısa bir süre önce 100 dolar civarında para ödemişlerdir.
Deneyin konusu ”algılama, keyif alma ve öncelikler”.Buradaki  araştırılan  sorular ;
Sıradan bir yerde ,uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz ?
Durup ondan keyif alıyor muyuz ?
Beklenmedik bir ortamda bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz ?
                Deneyin anlatıldığı Washington Post gazetesindeki makalenin son cümlesi “eğer dünyanın en ünlü müzisyenlerinden birinin dünyada yazılan  en iyi eserlerinden birini çalarken onu durup dinleyecek bir dakikamız bile yoksa,acaba daha neler kaçırıyoruz hayatta ?”
***
Muhtemelen  bu sosyal deneyi duymuşsunuzdur. Washington Post’taki makalenin  söylediğine sonuna kadar katılıyorum.
Lakin ilave edeceğim birkaç husus var.
Joshua Bell marka değeri yüksek bir sanatçı.Evet sadece şirketler,firmalar değil insanlar da marka artık günümüzde.Markalaşma süreci profesyonel tekniklerle  yapılıyor ve uzun zaman alıyor.Ve marka değerini arttırmak için PR çalışmaları yapılırken pazarlamak içinde reklam unsurları devreye sokuluyor.Bu kötü bir şey diyemem elbette.
Ama marka olamamış Pr ve reklam desteği olmayan kaç gerçek yetenek harcanıp gidiyor? Büyük umutlarla başlayan hangi hikayeler hayal kırklıkları ile sonlanıyor ?
Bilmiyoruz…Galiba da hiç bilemeyeceğiz…
***
Hayattaki değerli şeylerin genelde yüksek fiyat ödediklerimiz olduğunu zannediyoruz.O yüksek fiyatları ödeyebilecek imkana sahip olmak  için de  var gücümüzle koştururken asıl hayatı kaçırıyoruz.
Akşamdan akşama yatmaya uğradığımız için içinde oturamadığımız lüks evlerimize…
Bilmem kaç kilometre hıza, bilmem kaç saniyede  ulaşabilen ama hiç o kilometre hızla süremediğimiz jeeplerimize ,lüks araçlarımıza…
Bilmem ne fonksiyonlarının ne işe yaradığını çoğumuzun bilmediği son model teknoloji sahibi cep telefonlarımıza …
Sanki sadece sosyal medyada foto paylaşmak için gidilmiş zannedileceğimiz bilmem kaç yıldızlı tatillerimize…
 Ve aslında çok ta gerekli olmayan  daha onlarca şeye para yetiştirmek için kendimizi paralarcasına çabalarken hayatı ıskalıyoruz.
Bir daha asla sahip olamayacağımız geri getiremeyeceğimiz en verimli zamanlarımızı saçıp savuruyoruz…
Halbuki bedel ödemediğimiz için kıymetinin farkında olmadığımız o kadar çok şey var ki.
Biraz etrafımıza baksak ta bu bedava güzellikleri fark etsek.
Onlardan da zevk almayı ,onlarla da mutlu olmayı öğrensek.
2017 de ıskaladığımız güzellikleri 2018 de fark etmemiz dileğiyle…




 Bahsi geçen sosyal deneyin videosu efendim...

22 Aralık 2017 Cuma

HÜZÜNLÜ GECE





Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir, Müptela-ı gama sor kim geceler kaç saat.                                                        Sabit


En uzun geceyi ne astrologlar ne de takvimleri hazırlayanlar bilir. O en uzun geceyi en iyi bilenler dertle inleyenlerdir(aşıklardır)...
                                                   
***

Ey gece al hüzünlerim senin olsun...
Kış dönsün bahara
Sabahlar benim olsun...
Saçayım avuç avuç bahar muştularını...
En uzun gece
Bitimi değil belki zemherinin,
Lakin müjdesi değil mi güneşli günlerin ? ...

18 Aralık 2017 Pazartesi

MASAL DİNLEYEN ÇOCUKLARDIK BİZ !

Masallarımız vardı bizim ,çok eskilerde kalmış gibi görünen ama aslında daha dün gibi hatırlanan.Masal anlatan dedelerimiz ninelerimiz vardı.
Ne çok severdim masal dinlemesini.İlk masallarını hatırladığım aile dostumuz Rukiye Teyze’nin Kars şivesiyle anlattığı masallardı.
-Bi kısso varımış ,bi de onun degenegi ,diye başlardı anlatmaya.Uzun kış gecelerinde aile ile akşam oturmasına giderdik.” Her genç kızın rüyası Zetina Dikiş makinasının” pedalıyla oynardık uzun uzun .Makinenin ve bizim zarar görmememiz için lastiğini çıkarırdı büyükler.O zaman dikiş makinesi çalışmaz, sadece pedalı  ve yanındaki tekerleği dönerdi.Dolmuşçuluk oynardık o dikiş makinesiyle.Oyundan sıkılınca da büyüklerin yakasına yapışırdık ille de masal anlat diye.
O zaman başlardı büyülü dünyamız…
Sonraları okumayı öğrenince ben de masal anlatmaya başladım, okuldaki, mahalledeki arkadaşlarıma.


Kentsel dönüşümün henüz uğramadığı küçük Ege şehirlerinden birinde bahçeli evlerin olduğu sokaklarda doyasıya oynardık.Susayınca terli sırtlarımızla komşu teyzelerden birinin kapısını çalar, bahçedeki çeşmeye ağzımızı dayar , sırayla kana kana su içerdik.Yakan top,kaydırak,beştaş,9 kiremit,çelik çomak ve daha onlarca çeşit oyunumuz vardı.Bahçe yıkandıktan sonra kapıların önünde akan suda kağıttan kayık yüzdürürdük de kimse “ayy mikrop kapacaksınız “diye azarlamazdı.Arada bir anlaşmazlığa düştüğümüz, kavga ettiğimiz de olurdu.Çelme çakan arkadaşımızla, daha dizlerimiz kanarken yumruklarımızı sıkıp kavgaya tutuşurduk, ama iş fazla büyümez, komşu teyzelerden biri araya girip herkesi yatıştırırdı.Yorulup acıkınca el tezgahlarında dokunmuş kilimlerimizi kaldırım üstüne yayar evcilik oynamaya başlardık.Yine komşu teyzelerden birinin elimize tutuşturduğu  ,üstüne toz şeker ekilmiş Sana yağlı, yada salçalı ekmeklerimizi iştahla yerken, işte o zaman masal anlatma vakti gelirdi.Kitap okumayı sevdiğim için ,ben de daha çok masal olurdu ve genel de masal anlatma görevi bana düşerdi.
Dede Korkut,Binbir gece,Keloğlan masalları anlatırdık. Develer tellal ,pireler berber iken başlardı masallar.Hep az gider uz gider dere tepe düz gider ama ancak bir arpa boyu yol giderdik.

Neler yoktu ki o masallarda.Fakir ama padişah kızına talip olacak kadar özgüvenli Keloğlanlar,Tepe gözler,kılık değiştiren peri kızları,ağlayınca inciler saçan güldükçe güller açan güzel kızlar,derdini sabırtaşına anlatan yetim  sultanlar,ağlayan ayvalar gülen narlar ,korkunç ama merhametli dev anaları,bir adımda dağlar aşan ifritler daha neler neler.
Genelde padişahların üç kız ya da üç oğlu olurdu.Hep kızların en küçüğü en güzel ,en akıllı ve en iyi kalpli olurken, şehzadelerin de en yakışıklısı, en cesuru ,en güçlüsü en küçük şehzade olurdu.Masalların sonunda muhakkak iyiler kazanır ,sonrasında  kerevete çıkılır,gökten düşen üç elma hepimize isabet ederdi.
Masal anlatmanın mekanı yoktu.Her yerde anlatılabilirdi.Okulda teneffüs aralarında,sokakta kaldırıma yaydığımız kilimlerin üzerinde ,boş arsalardaki  taşları dizerek yaptığımız evlerin içinde … ama en zevklisi uzun kış gecelerinde anlatılanıydı. Isınma için tek vasıta soba olduğu için, genelde tüm aile evin en büyük odasında kurulan sobanın olduğu odada yatardı.Yer yataklarına yada divanlarda  açılan yatakların içine uzanır,yorganı boğazımıza kadar çeker,lambayı söndürür tavana vuran soba alevlerinin oynaşan ışığında annemizin anlattığı masalları dinlerdik.
Şimdiki çocuklar gibi dokununca kırılan camdan psikolojilerimiz yoktu.Yaramazlık yaparken kulağımızın çekilmesini ,yada terlik yemeyi de göze alırdık.Ama hiperaktifliğimiz,disleksimiz,astımımız,çeşit çeşit alerjilerimiz de yoktu.
Artık,annaleremizin,babaannlerimizin,dedelerimizin,ninelerimizin,bibilerimizin,amelerimizn,nenolarımızın anlattığı  yüzlerce seneden süzüp gelen,binlerce insan muhayyilesinin  katkısı olan masallarımız yok.Onun yeride psikolog tavsiyesiyle yazılan masallar var.Atına atlayıp kılıcını kuşanan şehzadeler yerine çuf çuf trenler,tepegözler yerine parka giden tavşancıklar,peri kızları yerine avm de alışveriş yapan Sindy’ler,bir dudağı yerde bir dudağı gökte devanaları yerine tek boynuzlu unicornlar var.
Yok hayır… Bu günlerin yerine o günleri önermiyorum .Sadece o günleri özlüyorum. Ama O günlerin de ,o masalların da artık “masal” olduğunu biliyorum.
Ama zaman zaman da düşünmüyor değilim ,acaba o masalların yerine koyduklarımız yetiyor mu?
 Peki o zaman geleneksel masallarla değil,sadece psikolog eşliğinde yazılan naif masallarla büyüttüğümüz çocuklarımız, biraz büyüyünce yada ergenlik çağında , neden o ucube romanlara sarıyorlar? Bizim kaybolan Keloğlan,Dede Korkut ya da Binbir Gece masalları yerine, vampirlerin zombilerin kurt adamların olduğu romanların dizilerin müptelası oluyorlar.
Bilmiyorum…Sadece düşünüyorum…

Acaba bu konuda akademik araştırmalar yapmak gerekir mi ki ?

6 Aralık 2017 Çarşamba

KADININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI !


Yeni bebeği kız doğan  arkadaşıma kayınvalidesinin teselli cümlesi ”olsun kızım, o da Allah’ın  yarattığı ” Halbuki arkadaşımın hayali ilk bebeğinin kız olmasıydı ve ,öyle olduğu haberine ne kadar sevinmişti.
Kadın erkek eşitliği meselesi  çok su götüren bir mevzu.Bence kadın da erkek de tek başına yarımlar.Ancak bir araya gelince anlamlı bir bütün olabiliyorlar.Dünya dengesi eksi artılar üzerinden sağlandığı gibi insanlık dengesi de kadın ve erkek üzerine kurulmuş


5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin yıl dönümü.Bu hak Dünya’da kadınların büyük çabaları sonucu elde edildi.Cumhuriyet döneminde elde ettiğimiz bu hak  ve diğer kadın hakları için ,Osmanlı döneminde de kadınlar aslında bayağı bir gayret sarf etmiş.



Bu konuda etkili çalışmalar yapan çeşitli kadın dernekleri ve çıkarılan dergiler var.Mesela Osmanlı  Müdafaa-i  Hukuk-ı  Nisvan Cemiyeti (Osmanlı Kadınının Haklarını Savunma Derneği)kadın hakları için yaptığı diğer çalışmaların yanında , ilk feminist kadın dergi  olan” Kadınlar Dünyası “ dergisini  de çıkarmış.Derginin yazar kadrosundan mürettiplerine varıncaya kadar hepsi kadın.”Kadınların hak ve hukuku tanınmadıkça erkek yazılarına yer verilmeyeceği” belirtiliyor.Tabi 1. Dünya savaşı ve ardından gelen Kurtuluş savaşı nedeniyle bu çalışmalar yarım kalıyor.En nihayetinde Cumhuriyet döneminde  5 Kasım 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı veriliyor

***

Batı dünyasında da kadınlar oy kullanma hakkına sahip olmak için  çok mücadele etmiş ,aşağılanmış ,tutuklanmış,açlık grevi yapmışlar.Bu dönemde erkek cephesi de boş durmamış .Aşağıda göreceğiniz  resimler kadın haklarının ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatmak için 100 yıl kadar öncesinde Batı’da kartpostal olarak  basılmış.Bu kartpostallarda kadının evinin yeri olduğu ,kadın haklarının aile değerlerini nasıl yok edeceğini anlatan  düşünceler anlatılıyor.Gerçi kadınların yılmaz mücadeleleri sonucu statükoları değişmiş olmasına rağmen erkeklerin kadına bakış açısını göstermesi açısından ilginç.Bu kartpostallar Kadın ve Cinsiyet Çalışmaları yapan Prof.Catherine H. Palczewski’nin 15 yıl boyunca biriktirdiği koleksiyonundan parçalar.
Şimdi bize komik gelen bu resimler asılında kadınların nelerle uğraşmak zorunda kaldıklarını gösteriyor.
Ve son söz diyorum ki konu kadın olunca Doğu Batı insanı olarak yokmuş (!)  aslında birbirimizden farkımız…




1 Aralık 2017 Cuma

HÜZÜNLÜ MEVSİMDEN SICACIK GÜLÜMSEME KİTAPLAR !



Koca şair  Yunus ne güzel demiş
“Bir ben vardır bende,benden içeru”
"Benden içeru bir  ben", bende de var ama, bir değil biçok .Seç beğen al da diyemiyorum çünkü tek ambalajda .Yani seçemiyorsun hepsiyle yaşayacaksın mecbur.Öyle olunca birbirinden farklı benlerle yaşamak kolay değil, kakafoni gürültü oluyor sık sık .Eh bazen de birazcık kavga.
Bunlar öyle  İd-Ego-Süperego  gibi afilli benler değil üstelik. Basbayağı bacılar koalisyonu.Dantel Bacı ile Domestik Bacı bizim Entel Bacıya karşı birlik olup kazan kaldırdılar.Zaten uzun zamandır Dantel Bacının Yüncü vitrinindeki rengarenk yünlere iç  geçirerek bakmasından belliydi  böyle olacağı.
Her şey bir yün bere örmek için adımımı yüncü dükkanından içeri atmamla  başladı.Arkası geldi.Hali hazırda dördüncü bere atkı takımımı örüyorum.Sırada yeğenime hırka örme var.Dantel Bacı faaliyete geçerde Domestik Bacı durur mu ? Oda "canım içli köfte istiyor ama dışarıda pahalıya, gelir, ben evde yaparım”  diye aradan girdi ,o giriş.Aşure,Biber dolması,triliçe,wafle ,içli köfte derken işi büyüttü.Ben biliyorum hedefinde bir altın gününe kapağı atmak var ama, zor işte o.Şimdilik ekran  karşısında yemek programlarında tarif topluyor.
Çok utanarak söylüyorum ki yemek programları derken ,tövbe istiğfar ettiğim dizilerden birkaçını da seyretmeye başladım. Ama inanın Domestik&Dantel Bacıların oyununa geldim.Örgü örerken boş durma dediler kanıma girdiler.”Ama Gerbner diyor ki” diye başlayan Entel Bacıya ,ellerini bellerine koyup öyle bir baktılar ki zavallı pıstı kaldı.
Ama Entel Bacı da size film izleteyim diye kandırıp 90 lar ve 2000 lerde çevrilen sanat filmlerinden  izletti zavallılara.Eh yaşasın intikam, yaşasın kötülük nıh hah ha.
Yok çok ta haksızlık etmeyelim Türk sanat filmlerine ,aslında heyecanlılar bile.10 dakika kameraya bakarak sigarasının dumanını üfleyen Nuri Bilge Ceylan kaşını oynatınca bizde bir heyecan ”Aha kaşı kıpırdadı ,bakalım sırada hangi aktivite var.Bence bu sefer dumanı üflerken dudaklarını büzecek “.Ya da  15 dakika eşzamanlı olarak çamurlu köy sokaklarında yürüyen kızı kamerayla beraber takip ediyoruz .Heyecanla bekliyoruz acaba ne olacak.15 dakikanın sonunda kız bir evin kapısını çalıyor ve diyor ki “annem seni çağırıyor ”Biz de şok tabi… “aa  adamın başının yarısı kadrajın dışında kalmıış” diyen Dantele bizim Entel “yok ya öyle değil ,o bir sembolik anlatım .Adamın kafasının filizofik düşüncelerle dolu olduğunu anlatıyoo” diye trollüyor.Bizimkiler de inanıyor garipler…
Bide Kezban Bacı var .O her şeye karşı ,her şeye muhalif çaçaron bişey.Tüm gün içten içe söylenir.Battaniyesini dizlerine alıp kahve içerken kitap okuyan Entele, aşurenin dibini  tutturan Domestike,ördüğü bereyi yanlış ilmekle başlayan Dantele.
Sadece evle kalsa yine iyi. Kaldırımdaki ağacı budayacağım derken kuşa çeviren alt kattaki bakkala,kapının önünde top oynarken küfreden mahallenin veletlerine,ağacın dibine kediler su içsin diye koyduğu su kabına sigara izmariti atan magandalara,balkondan çiğdem çitleyip aşağı kabuklarını atan karşı komşuya.İyi hoş da bazen başını belaya sokacak diye korkuyoruz .En son gecenin geç saatlerinde  motosikletinin egzosunu bağırtarak geçen beyefendinin (!) kafaya elmayı  yapıştırıyordu kii , son anda yetişip pencereyi kapattık.
Eh bu kadar kakafoniye karşılık bizim Entel  sesini çıkarmadan fırsat buldukça kitap okudu.Da listesi de pek uzun anacım.65 kitaba ulaşan  listede daha okuyacağı epey kitap var.Eh napalım listeyi yapan o.
Hasılı kelam sonbaharı da bitirdik hayırlısıyla. Bakalım kışı ne yaparız. Dantel&Domestik bacılar izin verirse yazmaya ağırlık vereyim diyorum.Lakin  bizim Dantel Bacı anneden kalma kanaviçelerle patchwork yatak örtüsü dikme hayali kuruyor.Domestikte evin düzenine takmış bir bardak sehpanın üstünde kalsa kıyameti koparıyor.Bakalım artık ne yaparız.

Bunlar da sonbaharda okuduğum kitaplar…

1 : TANİOS KAYASI = Amin Maalouf







Başka milletlerin birbirlerine bakış açısını ve eş zamanlı tarihin  algılanış biçimlerini merak ederim.Bu kitapta Hıristiyan Arapların gözünden Osmanlı var.150 yıl önce kendi ülkelerinden kilometrelerce uzakta Amerikalı ve İngilizlerin Ortadoğudaki güç mücadeleleri anlatılıyor.İlginç bir roman

 2: PUSLU KITALAR ATLASI =İhsan Oktay Anar






Platon'un "Mağaradaki Gölgeler" alegorisindeki anlatım benzeri ,zaman ve gerçeklik kavramları üzerinden kurgulanmış bir roman.Tarihe bir yolculuk.Hayal ve gerçekliğin sorgulanması.Güzel bir Roman.Oldukça sevdim.Yazar İhsan Oktay Anar'ın akademisyen bir felsefeci olduğunu hatırlatmakta yarara var.

21 Kasım 2017 Salı

SADECE BİR KÖPEKÇİK


Vakti zamanın birinde fakir bir şair,padişahı öven bir şiir yazarak padişaha takdim etmiş.Şiiri çok beğenmiş padişah
‘’Dile benden ne dilersen ‘’demiş şaire
‘’Bir köpekçik dilerim padişahım’’ demiş şair.
‘’Padişah şaşkınlıkla ‘’ duymadın mı ‘’demiş ‘’ ne dilersen dile dedim , sen sadece bir köpek mi istiyorsun? ’’
‘’Evet padişahım demiş sadece  bir köpek istiyorum”
Padişah “şaire bir av köpeği verin “diye buyurmuş.
Şair padişahın eteğini öpüp bir temenna çakmış.
“Ömrünüz uzun olsun padişahım lakin… demiş
Hala şaşkın olan padişah “evet lakin ne ?”deyince şair “Sultanım demiş ben bu köpeğin ardından nasıl koşarım?
Padişah gülmüş” birde at ile seyis verilsin” demiş
Şair “sultanım demiş ben fakir bir kulunuzum bu at ile seyisi nerde barındırırım seyisin işlerini nasıl görürüm” ?
“Eh peki” demiş padişah “o halde bir de ahır ile hizmetçi verilsin”
“Sağ olun devletlüm “demiş şair “lakin ben bu hizmetçiyi nerde barındırayım? benim bile başımı sokacak bir fakirhanem yok”

11 Kasım 2017 Cumartesi

SORUMLULUKLARIMIZIN FARKINDA MIYIZ ?


Yaşam kalitemiz ,sadece elimizdeki imkanlarımızla değil ,yaşadığımız çevre ve toplumun kalitesiyle de doğru orantılı.Ve kendimize yaptığımız yatırım kadar topluma ve dünyamıza yaptığımız katkılar ,bize olumlu olarak döneceği gibi, yanlışlarda büyüyerek tüm insanları etkileyecektir.Bu noktada sorumluluklarımızın ne kadar farkındayız.
Maalesef ülke ve toplum olarak çok farkında olmadığımızı düşünüyorum.Günü kurtarma endeksli yaşam tarzının getirilerini,sorunlar yumağı olarak hepimiz görüyoruz aslında.
Gelişmiş ülkelerde toplumsal sorumlulukların hatırlatılması ve farkındalık kazandırma adına etkili kampanyalar düzenleniyor.Bunlar ses getirdiği gibi ,sorunların çözümü adına adımlar atılmasına da katkı sağlıyor.
Bazen bir fotoğraf sayfalar dolusu sözden çok daha fazlasını hatırlatır.İşte bu kampanyada kullanılan afişler de böyle.İçlerinden beni çok etkileyen bazılarını sizlerle de paylaşıyorum.

EGZOTİK HAYVANLAR HEDİYELİK EŞYA DEĞİLDİR !!!

İSKELET DEĞİLSİNİZ. ANOREXİYAYA DUR DEMEK ELİNİZDE !!!

31 Ekim 2017 Salı

KURNAZ SATIŞ TAKTİKLERİ


Bebek tebriği için arkadaşıma gitmiştim.Bir süre oturduk,bebeği sevdim,çay içtik.Sonrasında  arkadaşım bebeğini uyutmaya giderken” kapı çalarsa bakar  mısın? “ diye ricada bulundu.Tabi ki kabul ettim.
Az  sonra zil çalınca bebek uyanmasın diye koşarak kapıyı açtım.Kibar bir delikanlı.”Abla üniversite öğrencisiyim birkaç soruluk bir anket yapabilir miyim “ dedi.Kıyamadım tamam dedim.Ayak üzeri diş ve ağız sağlığı ile ilgili  birkaç soru sordu cevapladım.Sorular bitti.Çocuk çantasından bir diş macunu çıkardı “abla bu bizim firmanın diş macunu tanıtım amaçlı alır mısınız “ dedi.Ne diyeceğimi şaşırdım.”ben ev sahibi değilim arkadaş ta şu an meşgul” dedim.İyi günler dileyerek kapıyı kapattım.Çocuk üst kata çıktı ama nasıl vicdan yaptım anlatamam.”Y a altı üstü bir diş macunu ,ihtiyacı var ki çalışıyor,alsan nolur ,sonuçta bir öğrenciye yardım etmiş olacaksın” falan içi sesim habire konuşuyor.Dayanamadım inanır mısınız, gittim kapıda bekliyorum.Çocuk inerken kaçırmayayım diye.
Epey bekledikten sonra ayak sesleri geldi ,hemen kapıyı açtım seslendim.”Bir dakika durur musunuz ,o diş macunundan almak istiyorum “deyip çocuğu çağırdım.Neyse çantasından bir paket macun uzattı fiyatını sordum “15 lira abla “dedi.Bir duraladım bu orta boy macunu en fazla 6-7 liraya marketten alırsınız.Ama çocuğu da durdurmuş bulundum.Kalsın diyemedim,aldım macunu..
Biraz sonra bebeğini uyutan arkadaşım geldi ,konuşmaları duymuş ne olduğunu sordu.Macunu uzattım” sana ev hediyesi aldım” deyip verdim.Sonrada olayı anlattım.Arkadaş bastı kahkahayı..
Zaman ,zaman sizinde başınıza gelmiştir.Tencere almak için gittiğiniz mağazadan elektrikli süpürge alarak çıktığınız, yada çorap alayım derken ne olduğunu anlamadan ,kendinizi  elinizde elbise paketleriyle mağazadan çıkarken bulduğunuz olmuştur.
Bu durumlarda hemen kendinizi suçlamayın uyanık satıcıların taktiklerine maruz kalmış olma olasılığınız kuvvetle muhtemel.
Artık bütünleşik pazarlama sistemleri ile profesyonel bir şekilde satış artırma yöntemleri kullanılıyor, ama o başka bir yazı konusu.Ya  Aristotales’in retoriği ,pazarlama için ders olarak okutuluyor daha ötesi var mı?
Bu yazıda çok kullanılan birkaç psikolojik satış yöntemini anlatacağım.

1 Ekim 2017 Pazar

AŞURE NELER SÖYLER ?





      Rivayet odur ki Nuh tufanından önce  bütün inananları yaptığı gemiye alan Hz. Nuh, onların ihtiyaçları için çeşitli gıda maddelerini de depolar.Bütün hayvan cinslerinden birer çift te gemide kendilerine yer bulur.Vakti zamanı gelir, yerden sular kaynar ,gök adeta delinir yere iner. Göz gözü görmez olur ,fırtına günlerce sürer, bir avuç insan nereye gittiğini görmeden ne zaman biteceğini bilmeden, günlerce yol alırlar.Gel zaman git zaman fırtına diner, yağmurlar kesilir, güneş gülen yüzünü gösterir ve gemi ağrı dağına demirler.İnananlar şükürle karaya ayak basarlar. Kalan erzakları indirirler, yemek vaktine hazırlık için .İki  avuç buğday kalmıştır, bir avuç nohut, bir avuç fasulye. Çömleğin dibinde belki biraz bal veya pekmez ,birer parça fındık,üzüm kayısı ceviz vs..vs..
      Hz. Nuh tüm bu yiyecekleri toplar bereketli elleriyle bir aş pişirir lezzetli mi lezzetli.Bu hadise Muharrem ayının on’una denk geldiği içinde adına arapça 10 demek olan  (aşera)  denir ve zamanla aşure olur bu güzel yemeğin adı.
                    ***
      Kaç uygarlığın toplamıdır Anadolu .Kaç milletin birikimidir .Bu birikimden kaynaklı  ne çok, ne güzel geleneklerimiz var ,aşure gibi dostluğu, sevgiyi ,yardımlaşmayı, paylaşmayı anlatan.,
      Kendimize benzeyenlerle arkadaşlık etmek, dostluk kurmak ne kadar kolay ve konforlu.Ama bize ne katıyor? Bize benzeyen, kendisinde bizi tekrarlayanlar…
      Aşure normal şartlarda beraber düşünemeyeceğimiz , beraber pişirmeyeceğimiz gıdaların toplamı olduğu için bu denli lezzetli değil mi ? Fasulye ile şekeri ,nohutla kayısıyı ,üzümle buğdayı yan yana düşünmeyiz pek, ama bir araya gelince ne muazzam bir birliktelik oluyor. Anadolu gibi
      Sadece tek çeşit veya iki çeşitle yakalanabilir mi bu aroma ? Ayırmamak gerekli nohutu, fasulyeyi ,buğdayı, narı, üzümü, kayısıyı, cevizi ki aşure olsun.Ayırmamalı Türk’ü ,Kürd’ü Alevi’yi, Çerkez’i, Laz’ı, Ermeni’yi ,Rum’u ki Anadolu olsun
     Benzetmek için uğraşıyoruz var gücümüzle insanları kendimize .Ayrı yaratmış ise yaradan gerek var mı benzetmeye çalışmaya birbirine .Aşureyi robottan geçirsek mikserle iyice yedirsek birbirine aşure diye bir şey kalır mı? Gerek var mı buna. Nohut nohut olarak kalmalı, fasulye fasulye olarak ama her biri vermeli ki tadını ,aromasını birbiriyle zenginleşsin
      Bereket demektir aşure .Bir avuç buğday,bir avuç fasulye,nohuttan kazan dolusu aşure çıkar,Ama şekerle birleşmeli  iyice kaynamalı dır ki o ayrı ayrı malzemeler bir olsun birbirinde çoğalsın ,Anadolu’yu bizi bir arda tutan ,tutacak olan sevgi gibi ,saygı gibi.
     Yalnız yenen aşure lezzetinden ne çok şey kaybeder.O ancak konu komşu ,akraba dostla paylaşılınca aşure olur gerçek anlamıyla.Anadolu’da komşuya götürülen aşure tabağı yıkanmaz ve boş geri verilir her zamanki alışkanlığın aksine .Karşılıksız  vermenin, beklentisiz olmanın adıdır aşure.
     Aşure Anadolu’nun ruhudur ,özüdür, anlamıdır, zenginliğidir. Bizi biz yapan değerlerimizin toplamıdır.Geçmişten devraldığımız,geleceğe iletmekle sorumlu olduğumuz değerlerimizin sembolüdür.
Aşureniz bereketli olsun.

    
***Daha önceki Aşure yazımı yeniden paylaşıyorum.Bu güzel geleneğimizin güzellikleriyle, Muharrem ayının bereketi ve rahmetiyle gelmesini dileyerek.***

20 Eylül 2017 Çarşamba

SEVGİ NEYDİ ?




Genç doçent ,kendisini dikkatle dinleyen bir anfi dolusu tıp öğrencisine ,yumuşak bir ses tonuyla anlatıyordu ..
-Vakamız yatağa bağımlı.Bırakın yürüyebilmeyi ayakta durmayı ,oturabilmek için bile yardıma ihtiyaç duyuyor.Destek verilmediği sürece oturamıyor.Acıktığını veya susadığını söyleyemiyor.Bu ihtiyaçları olduğu zaman anlamsızca haykırıyor bağırıyor.Ağzında dişleri olmadığı için de yiyecekleri çiğneyemiyor.Onu bir şekilde beslemek zorundasınız..
-Uykuları düzensiz.Gündüz deliksiz uyuyabildiği gibi gecenin bir yarısı feryatlarla uyanıp herkesi uyandırabiliyor.Bağırsak faaliyetleri düzensiz olduğu gibi ,tuvalet ihtiyacının farkında değil  ve kontrol de edemiyor.Onun için bez kullanmak zorundasınız.
-Konuşamıyor ,konuşulanları anlamıyor.Ama sevgiyi fark ediyor ve sevgiyle söylediklerinize , gülümseyerek karşılık verebiliyor.Eline verdiğiniz bir objeyi almak için uzanamıyor ,ancak eline tutuşturursanız sımsıkı kavrayabiliyor.
-Mesai kavramı olmadan 24 saat onun her ihtiyacını karşılamak zorundasınız hem de hiçbir ücret almadan.Alabileceğiniz tek karşılık ,belki bir gülümseme olabilir.
-Ne dersiniz böyle bir göreve  talip olur musunuz?
Koca anfiden çıt çıkmıyor, öğrenciler dehşet içinde hocalarını dinliyorlardı.Kocaman açılmış gözleriyle kafalarını iki tarafa sallayarak olumsuzluk belirttiler.
Tebessümle öğrencilerine bakan genç doçent ,onlardan gelen olumsuz karşılık üzerine
-Ama ,dedi ,”benim evimde böyle bir vaka var ve ona sonsuz hem de hayatımda tatmadığım bir sevgiyle bakıyorum.Ve her ihtiyacını karşılamayı hayatımın en öncelikli vazifesi olarak görüyorum.”
-O benim henüz 3 aylık olan bebeğim…

***
Artık Nöro görüntüleme cihazlarıyla,gelişmiş laboratuar teknikleriyle, bir çok duygu durumunda ,beyindeki elektriksel faaliyetler görüntülenebiliyor ,hormonal salgılar,ölçümlenebiliyor.Beyinde ki duygusal faaliyet merkezleri belirlenebiliyor.
Peki her şey bu kadar basit mi?
Vücudumuz  da ,beynimiz de elektriksel faaliyetler oluşuyor,hormonlar salgılanıyor ve biz aşık oluyoruz,seviyoruz, kızıyoruz,nefret ediyoruz, üzülüyoruz vs vs..

Sevgi nedir ? Nasıl bir şeydir ? Salt  hormonlarla ,beyindeki bağlantılarla ,elektrik akımlarıyla, nöron faaliyetleriyle açıklanabilir bir şey midir .
Kaç çeşit sevgi vardır mesela ? Anneye duyulan sevgi evlat sevgisinin yerine geçer mi ? yada evlat sevgisi eş sevgisinin yerine ?
Peki nerededir sevgi ?
Yeri yurdu neresidir? Beyinde mi yaşar kalpte mi biter.Eğer yoksa, nerden alınır nerde satılır.Bitince yedeği var mıdır mesela, yeniden doldurulabilir mi ?
Peki beyinde başlar,kalpte yaşar diyebilir miyiz ?

13 Eylül 2017 Çarşamba

BÖYLE GEÇTİ BU YAZ

    BAHAR VE YAZ GANİMETLERİM
    Bu yaz sonu ,daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaptım.Okuduğum kitapların listesini tuttum.Baştan böyle bir niyetim olmadığı içinde,listedeki kitapları tam olarak ne zaman okumaya başladım net tarih veremiyorum ,ama Mart ayı sonları gibi kitap maratonum başlamıştı.Hangi sırayla okuduğumu da tam olarak hatırlayamadığım için bahar ve yaz olarak ayıramadım.Eylül de okuduklarımı  listeye dahil etmedim.
    İyi bir okuyucu olduğumu zannederdim,lakin bazı blogger arkadaşları görünce ,bu zannım oldukça azaldı.Çok sıkı kitap okuyucusu blogger arkadaşlar var ve güzel de kitap yorumları oluyor.
    Kitap bloglarını dolaşmak benim için bir paradigmaya dönüştü.Okuduğum ve sevdiğim kitapları görünce mutlu oluyorum ama bir yandan da okuyamadıklarım karşıma dikiliyor.Okunacaklar listemi azaltıyorum diye sevinirken, listeye yeni kitaplar ekleniyor veeee döngü devam ediyor.Listedeki şıklara tik at ve yeni şıklar  ekle.J J J 
    Bazı arkadaşlar gibi belli sürelerde belli sayıda kitap okuma hedefi koyayım diyorum ,o da bende gerginlik yapıyor strese giriyorum.
    Halbuki ben strese girmeden bir ödevmişçesine değil de, tadını çıkararak okumayı seviyorum.

    Ne yapsam bilemedim J J J 
    Acaba diyorum, hani bir süre, kitap bloglarına uğramasam mı ?J J J 
     En azından listemdeki kitapların çoğunu okuyana kadar.Zira yeni listede 30 küsur madde var ve gittikçe de artıyor.


1-Anna Karenina :Leo Tolstoy




Tolstoy'un dev eseri .Sadece sıfat olarak değil ,aynı zamanda boyut olarak ta dev.
Sadeleştirilmiş klasikleri sevmediğim için onları tercih etmiyorum, ama kardeşim orijinali de 1004 sayfaydı yani.
Helali hoş olsun ama.
Vronsky'in kaza geçirdiği at yarışı sahnesi muhakkak okunmalı Nasıl bir betimlemedir o !
En sevdiğim klasiklerden..










2- İntibah :Namık Kemal 





Orta okul yıllarında okuduğum bir roman .
Bazı kitapları farklı zamanlar da okumayı seviyorum.Yeniden okudum.
Tecrübesiz Ali Bey'in ,talihsiz aşk macerası anlatılıyor.
Günümüz için oldukça  ağır diyebileceğimiz bir dili var.Bu ağırlık anlatımdan kaynaklanmıyor.Osmanlıca kelimelerin çokluğundan kaynaklanıyor aslında.Romanda divan edebiyatında kullanılan sevgili tasvirleri düz yazı olarak kullanılmış ,çok şirin ve naif buldum bunu.
Osmanlı'daki ilk edebi roman olarak okumakta fayda var








9 Eylül 2017 Cumartesi

EQ- DUYGUSAL ZEKA TESTİ




DUYGUSAL ZEKANIZ YÜKSEK Mİ?

"Önceki Duygusal zeka yazımı okumak isterseniz" burada
Mümkün olduğunca dürüst davranarak cevap verdiğinizde ,aynı kademede ki arkadaşlarınızın ,Yöneticilerinizin ve size bağlı çalışanların ,size karşı bakış açılarını ölçebilirsiniz..

PUANLAMA
4-Tamamen bana uygun
3-Uygun
2-Uygun değil
1-Hiç uygun değil



SORULAR
1-Zor anlarda ,genellikle sakin ve olumlu kalabilirim.
2- Stres altındayken bile.elimdeki iş üzerinde sağlıklı düşünebilir ve işimiz üzerine odaklanabilirim
3-Hatlarımı kabul edebilirim
4-Verdiğim taahhütleri yerine getirir.verdiğim sözleri tutarım
5-Hedeflerime ulaşmada kendi sorumluluğumu bilirim
6-İşimde dikkatli ve düzenliyimdir.
7- Düzenli olarak ,farklı kaynaklardan orijinal fikirler ortay çıkarmak isterim
8- Yeni fikirler üretmede iyiyimdir
9-Karmaşık talepleri ve değişen öncelikleri kolaylıkla idare edebilirim
10-Amaçlarıma ulaşmak için,güçlü bir eğilimle sonuç odaklıyımdır
11-Teşvik edici hedefler belirlemeyi severim ve onlara ulaşmak için hesaplanmış riskler alabilirim
12-Bneden genç insanlardan da tavsiye alarak .performansımı nasıl geliştireceğimi öğrenmeye çalışırım
13-Kurumsal ve önemli bir hedefe ulaşmak için fedakarlıkta bulunmaya hazırım
14-Şirketin misyonunu kabul edip onunla özdeşleşebilirim
15-Ekibim bölümüm veya şirketimin değerleri kararlarımı etkiler ve yaptığımı tercihleri ortaya koyarım
16-Şirketimin genel hedeflerini ileriye götürmek için aktif olarak uygun fırsatlar peşinde koşarım ve diğerlerinin bana yardım etmesine izin veririm
17- Şu andaki işimde ihtiyaç duyulan benden beklenen hedeflere ulaşmak için uğraşırım
18-Engeller ve aksilikler beni kısa bir süre için yolumdan alıkoyabilir ancak durduramaz
19-Kırmızı çizginin ötesine geçerek ,eskimiş kuralları çiğnemek bazen gereklidir
20-Yepyeni bir işe kalkışmak bile olsa ,orijinal bakış açılarını yakalamak isterim
21-Koşullar değiştiği takdirde .bende taktiklerimi çabucak değiştirebilirim
22-Bazı işlerin daha iyi yapılmasının yollarını bulmak ve belirsizlikten kurtulmak için,yeni bilgiler peşinde koşmak en iddialı olduğum şeydir
23-Başarısızlık korkusu yaşayacağıma ,başarı ümidiyle hareket ederim
24-Üzüntü verici duygular ve dürtülerim işimde elimden gelenin en iyisini yapmama engel olur
25-Genellikle kendi kusurlarım ya da başkalarının kişisel kusurları için sorunlar ortaya çıkarmam

 Sonuç : Puan aralığı şeklinde sonuç belirlemedim.Aldığınız puanlar ne kadar yüksekse EQ-Duygusal zekanız o kadar yüksek demektir.


70 puan altı : Duygusal zekaları olduğu halde kendisine haksızlık edenlerdir..

6 Eylül 2017 Çarşamba

DUYGUSAL ZEKA - EQ



EQ –DUYGUSAL ZEKA NEDİR
Bir dönemler çok fazla önem atfedilen IQ nun, tek başına yeterli hayat başarısını sağlayamadığı anlaşılalı beri ,çoklu zeka türlerine olan merak arttı.
Peki nedir EQ ,IQ dan farkı nedir.Duygusal zekamızı nasıl belirleriz ,peki artırabilir miyiz?
IQ. beynimizin sol lobuyla ilgili akademik başarıdan sorumlu zeka türüdür.Doğuştan gelir ,3 yaşına kadar hızla artar ve konuyu anlamamızı sağlar.Hayat başarısının kapısıdır.Lakin bundan sonra duygusal zeka ve sosyal zekamız başarıda  daha belirleyici rol oynar.
En anlaşılır haliyle şöyle.
IQ İşe aldırıyor
EQ Terfi ettiriyor
èAraştırmalar IQ nun hayat başarısına katkısının  yaklaşık  % 20 lik bir payı olduğunu söylüyor.
Peki EQ yani duygusal zeka nedir ?
Duygusal zeka,duygularını sosyal yaşamda kullanabilme becerisidir .”
Üçüncü bir zeka türü de” SQ” yani sosyal zekadır ki bu zeka türü IQ ve  EQ nun toplamından oluşur.Kişilerin ruhsal zekasıdır.
Ruhsal zekayı duygusal zekaya göre daha çok yükseltebiliriz.Bunun için sözel zeka soruları çözmek yarar sağlar.Bu hem hayal gücümüzü ,hem de duygusal zekamızı kullanarak artmasını sağlar. Ruhsal dengemizi sağlamak için IQ ile  EQ muzun düzenli olması gerekir

*** 

DUYGUSAL ZEKA
-Kendi kendini motive edebilme
-Kendi kendini ve dürtülerini kontrol edebilme
-Şevk ve ısrarcılığını koruyabilme
-Kendi ruh halini düzenleyebilme
-Empati sahibi olma  gibi bir çok yeteneği kapsar



Duygusal zekası yüksek insanlar ,duygularını anlama,anlatma ve aktarmada daha başarılıdır, ki bu da hayat kalitesini % 80 e varan oranlarda arttırabilir. Böylece etrafıyla kaliteli ve sürdürelebilir ilişkiler kuran insanın, iş hayatı ve sosyal hayatta başarısının artması muhakkaktır.Okul hayatında yüksek notlar alan, ama iş hayatında orta seviyede başarı yakalamış  ,okul hayatında orta seviyede notlar almasına karşın iş hayatında daha fazla yükselebilmiş ,çevresi tarafından sevilen, iyi bir aile kurabilmiş insanlarla karşılaşmış olabilirsiniz.

30 Temmuz 2017 Pazar

MUTLULUK MU ? HANİ NEREDE O ?


Geçirdi çaşnigir-i felek ol denlü  vaktin  kim
Neval-i arzu meydana geldi işteha gitti
                                                      Nabi


Yani ,büyük divan şairi  Nabi diyor ki ‘’ çeşnici başı olan felek benim arzu ettiğim ,istediğim yemeği sofraya getirmeyi o kadar geciktirdi ki , sonunda istediğim yemek sofraya geldi ama bende yiyecek iştah kalmadı.’’

Peki bunu ne zaman diyor ? : çok kudretli,çok itibarlı ,çok zengin ama çok yaşlı bir paşanın; çok genç ve güzel eşini görünce …

***

Hayat böyle bir şey  galiba. Bir şeyi çok istiyoruz çok arzuluyoruz ,mutluluğumuzu o(!)na bağlıyoruz  ama istediğimizi elde edince arzumuz sönüyor iştahımız kalmıyor.
Hayatta mutlu olmak neredeyse dünyada en önemli hedef haline geldi.Artık mutluluk çeşitli bilimsel yöntemlerle  ölçülüyor, binlerce kişilik denekler üzerinde araştırmalar yapılıyor ,ülkelerin mutluluk endeksleri belirleniyor, mutluluk çeşitli şekillerde tanımlanıyor da !.Ama acaba mutluluğun ne olduğunu tam olarak biliyor muyuz yoksa haz alma ile mi özdeşleştiriyoruz.?
En basit tanımıyla mutluluk olumlu pozitif duygular hissetmektir.
Bizlerde mutlu olmayı hedefliyoruz    ve sahip olmayı istediğimiz ve isteyeceğimiz bir çok şey bize ödül olarak mutluluğu vaat ediyor.Bana sahip olursan mutlu olacaksın !!

26 Temmuz 2017 Çarşamba

NEDEN ETKİLİ İLETİŞİM,




Vakti zamanında hükümdarın biri korkunç bir rüya görmüş.Dehşet içinde uyanır uyanmaz müneccim başının huzuruna gelmesini emir buyurmuş.Biraz sonra müneccim başı huzurda hükümdarın rüyasını dinlemekteymiş.Hükümdar anlattıkça retken renge girmiş müneccim başı.Hükümdar rüyasını anlatmayı bitirince de titreyerek dizlerinin üzerine çökmüş ve “sultanım çok kötü ,maalesef çok kötü” diye inlemiş.Hükümdar gürlemiş
-Tez bu rüyayı tabir edesin.
Çaresiz müneccim başı “Sultanım demiş,maalesef çok yakında ailenizden herkes ölecek bir tek siz sağ kalacaksınız”.
Hükümdarın gözlerinden ateş fışkırmış
-Tez bunun kellesini vurun.
Müneccim başının kanlı cesedi salondan çıkarılırken ,hükümdar başka bir müneccim getirilmesini emir buyurmuş.
Biraz sonra hükümdarın karşısında müneccim başının yardımcısı rüyayı dinlemekteymiş
Dinledikçe yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmış.

16 Temmuz 2017 Pazar

DEDİKODU : TAMAM YAPTIM, AMA Bİ SOR, NİYE YAPTIM ?

     
 

Peki acaba  neden dedikodu yapıyoruz ?
          Aslında daha çok kendi defolarımız örtmek ,yetersizliklerimizi gizlemek, komplekslerimizi tatmin etmek için olmasın?
        ‘’Ayy görgüsüz  Kezban, o elbiseyle o ayakkabı giyilir mi ‘’diyen Yeşim aslında kendisini moda otoritesi ilan ederek , muhtemel  moda eleştirilerini,  kendince bertaraf etmeye çalışıyor olabilir mi ?
         ‘’Ay şekerim Allah çirkin şansı versin .Bir Hande’ye bak birde kocasına.O adam o kadını nasıl almış ?’’ diyen Yasemin acaba şunu mu demek istiyor satır arasında ?  (aah ah şu Hande kadar olamadım.Aslında ben daha güzelim , o kocaya ben layıktım ama ne yaparsın olmadı işte)Yüksek sesle dile getiremediği içsesini böyle mi dillendiriyor.
          ‘’Ayol o boy bende olsaydı, bende o topukluları giyseydim , tabi bende bölüm şefi olurdum’’ diyen Selda ‘’ne yapayım mesleki olarak yetersizim de ondan yükselemiyorum’’ diyemeyeceği  için kendisini böyle mi  tatmin ediyor.
            ‘’Peh işte sonradan görme ne olacak, almış nohut kadar tektaşı, gözümüze ,gözümüze sokuyor o el hep havada ‘’diyen Mine iç geçirip “ah bende de olsa! ‘’diyemediği için mi böyle söylüyor.
         ‘’İnek o zaten oğlum , hem Hoca’ya o kadar yalakalık yapsaydım, asistanlığı ben kapardım ‘’diyen Sedat ‘’ ne yapayım bilardo salonlarında ,cafelerde vakit öldürdüğüm için not ortalamam kötü ,yeterince okuyup çalışmadığım içinde akademik başarım yetersiz’’  diyemediği için kendini böyle mi savunuyor
          ‘’Ayol beceriksiz o kadın bi kısır yapmış çamur gibi,börek te yanmıştı zaten ‘’diyen Emin’anım en’’ becerikli benim ! ’’ , ‘’Pasaklı kadın nolcak’’ diyen Şerife’’ en temiz benim’’ !! mi ! diyor acaba?
          ‘’Ekranda gördüğü oyuncuya ‘’ o boyaları ben sürsem o estetikleri ben yapsam ondan daha güzel olurdum’’ diyen Ayşa’nım  elbette biliyor öyle olamayacağını ama işte ‘’aslında ben de güzelim ‘’ demenin farklı bir yöntemini deniyor .

13 Temmuz 2017 Perşembe

ŞAHİN ? KANARYA ? LEYLEK ?GÜVERCİN ? Hangisi Sensin ?

       İLETİŞİM  PROFİLLERİ


Etrafımızda beraber yaşadığımız, bir şekilde iletişime geçtiğimiz onlarca insanla, günün değişik evrelerinde beraber oluruz.Bu insanların yaşam tarzları, ekonomik durumları ,eğitim profilleri ,siyasi görüşleri farklı farklı olduğu gibi ,doğuştan gelen karakter özellikleri de farklıdır.Bu özellikler, kişilerin beğenilerine ,becerilerine ,duygularını iletme şekillerine, iletişim biçimlerine yansır.
Kişiler arası kırgınlıklara,üzüntülere ,sürtüşmelere yol açan  iletişim kopukluğunun ,çoğunlukla yanlış anlaşılmaktan  ve kişilerin olaylara farklı bakış tarzından,verdikleri farklı tepkilerden kaynaklandığını görürüz.
            Yaşamlarının tüm dönemlerinde kişiler kendilerini hayatın merkezine yerleştirerek egosantrik bir bakış açısıyla herkesin aynı tepkileri vermesini ,olaylara aynı yönden bakmasını ,hoşlanıp hoşlanmamasını aynı tarz ve tempoda çalışmasını bekler.
İnsanlar , diğerlerinin farklı olduğu alanları bilmediği gibi aslında tam olarak kendisinin de eksilerinin artılarının farkında değildir. İşte ortak alanlarda  beraber yaşamak, beraber çalışmak durumunda kalan ,birbirinde bu denli farklı özelliklere sahip insanlar arasındaki iletişim çatışmalarının kopukluklarının yaşanması zaman ,zaman kaçınılmaz hale gelir.
Bunu aşmanın yolu, önce kendimiz tanımak ,sonra çevremizdeki insanları tanımak için çaba göstermek ve empati yapmayı öğrenmekten geçer.
Geçen hafta, kişilik guruplarının   belirgin özelliklerini tanıyarak başladığımız konuya, bu hafta bu guruplardakilerin, iletişim profilinin  nasıl olması gerektiği ile devam ediyoruz

***
ŞAHİNLER
Şahin gurubu duygularını açmakta zorlanan kimselerdir.Çocuklarını uyurken seven, eşlerine sevdiklerini söyleyemeyen kimseler genellikle şahin gurubudur.Her şeyin en kalitelisini alan marka ürünleri yeğleyen şahinler beden dillerini etkin bir şekilde kullanarak öfke kızgınlık hoşlanmama gibi duygularını kolayca dışa yansıtırlar.Normal sınırlar içinde kaldıkça sorun oluşturmayacak davranışlar ,kontrolden çıktığında soruna dönüşür

8 Temmuz 2017 Cumartesi

DİKKAT GÜVENSİZ BÖLGE DEDİKODULU ALAN !!




Vakti zamanın birinde bedevinin birinin  bir atı varmış çöl renginde, başka da bir şeyi yokmuş.Bedevi atına atladı mıydı uçarmış, çöllerde rüzgar gibi, hayretle açılan gözlerin önünde gururla.Yok yok teşbih değil uçması ,gerçekten uçtuğunu görürlermiş o atıyla giderken bakanlar .Çöl rengindeymiş ya at o yüzden ,onu göremez üstünde  giden bedevinin uçarak gittiğini zannedermiş ilk defa görenler.Atın namı dilden dile ,ilden ile söylenir olmuş.Taliplileri çok olmuş çöl rengi atın.Niye beyler,Paşalar ,zengin tüccarlar, beyzadeler,mirasyediler çil çil ,kese kese altın gümüş teklif etmişte razı edememiş bedeviyi atını satmaya.
Ama bir bey fena takmış kafayı ata, neye bedel olursa olsun sahip olmayı kafasına koymuş.Atı getiren benden ne dilerse dilesin diye fısıldamış etrafındakilere.Yanında çalışan üçkağıtçı kahya ,varmış beyin huzuruna ,”ben getiririm beyim” demiş,siz altın keselerini hazırlayın.
Çöle açılmış bedevi her zamanki güzergahında uçarken, pardon ! giderken uzakta yerde hareketsiz  yatan bir karaltı görmüş, altın renkli kumlar arasında.Yaklaşmış atını durdurup inmiş, yardım etmek için, çölde kalmış yolcuya .Meğer yerde hareketsiz yatan üç kağıtçı kahya değil miymiş? Atladığı gibi atın üzerine, yel olup esmiş ,kuş olup uçmuş.Arkasından bağırıyormuş zavallı bedevi
            Ey hilekar !! al atım senin olsun .ama ne olur nasıl aldığını kimseye söyleme .Eğer anlatırsan dilden dile yayılır da, bir daha kimse çölde kalmış bir yolcuya yardım etmek için atından inmez.Güven bir kez kayboldu muydu bir daha da gelmez!!.

            Güvensiz bölgelerde yaşıyoruz artık ,önünde güvenlikçilerin dikildiği plazalarda ,havuzlu sitelerde ,retina okuyucudan  geçerek  girilen holdinglerde  işyerlerinde ,xry cihazlı avm lerde , okullarda, metro istasyonlarında ,havaalanlarında yada mütevazi evlerimizde, apartman dairelerimizde,küçük esnaf dükkanlarımızda  …Ne sağlayacak artık güvenliğimizi,kim koruyacak bizleri.
             Yok, Yok kapkaççılardan, eli bıçaklı manyaklardan, kendini patlatmaya kalkacak gözü kara ,eli kanlı terörist katillerden değil.
            Komşumuzdan, iş arkadaşımızdan, öğrencimizden gelinimizden , kayınvalidemizden, sabah selamlaşarak içeri girdiğimiz bitişik esnaftan  , ya da tüm bu kişileri  bizden .

6 Temmuz 2017 Perşembe

ETKİLİ İLETİŞİM SENİN TİPİN HANGİSİ?






Dünyamız ne kadar da çabuk değişiyor son yıllarda elbette dikkatinizi çekmiştir. Herakleitos’un dediği gibi “değişmeyen tek şey değişimin kendisi”
Artık üretilen her bilgi ortalama 26 dakikada eskiyor.
Bu değişen dünyaya ayak uydurabilmenin yolu, sanayi ürünleri değil  bilgi üretmekten geçiyor,Küresel çaptaki firmalar artık ağır sanayi ürünleri değil , silikon vadilerinde bilgi ve teknoloji üretiyor.Daha ,çok yakın bir zamana kadar,  şirketlerin gücü, finansal sermayelerinin büyüklüğü ile ölçülüyordu.Sonra bu bilgi oldu.Bilgi en güçlü  sermaye  ve aynı zamanda da en pahalı  ürün  haline geldi.Ama artık günümüzün en kıymetli sermayesi,” nitelikli insan” olarak kabul ediliyor.Büyük şirketler çalışanlarının eğitimi adına ciddi yatırımlar yapıyor,işyerleri çalışanlar için konforlu hale getiriliyor.Çünkü biliniyor ki bilgiyi üretecek olan nitelikli ve kalifiye insan.
“Kişisel gelişim” ve “etkili iletişim”  insanın hem  kendisi, hem de  çevresiyle nitelikli ve verimli ilişkiler kurması adına, çok önemli hale geldi.

“Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz “diyelim ve önce kendimizi tanımaya çalışarak başlayalım isterseniz.

Haydi Buyurun..

***
KİŞİLİK TİPLERİ
Her insan farklıdır farklı kişilik özellikleri gösterir.İnsanın öncelikle kendi karakter özelliklerini bilmesi çevre ile daha verimli ve nitelikli bir iletişim kurmasına olanak sağlar.Bilim adamları yaptıkları araştırmalar neticesi farklı karakter özelliklerine sahip kişilik tiplerini ,farklı şekillerde sınıflandırmışlarıdır.Burada göreceğimiz dört farklı kişilik tipi ,dört farklı ,hayvan karakteriyle özdeşleştirilerek yapılmıştır.Her insan bu karakter özelliklerinin yüzde yüzüne sahip olmaz elbette ,ama çoğunlukta olan özellikler onun karakter tipini belirler,Şimdi bu tipler nelermiş bir bakalım…



ŞAHİN
Şahin karakter özelliklerine sahip olan kişiler, baskın tavırlarıyla  fark edilirler.Bulundukları yerde, hemen öne geçip insanları organize etmek ve yönetmek isterler.İşyerinde çalışanları yönlendiren organize eden öncülük edenlerdir.Herhangi bir toplantıda gerek çıkışları, gerek düşünceleriyle öne çıkarlar.Beraber olduklarını, kontrol altına almaya ,bulundukları  ortamda ,denetimi ele geçirmeye çalışırlar.

Belirgin özellikleri;
-Heyecanlı ve hareketlidirler
-Sonuç odaklıdırlar
-Tez canlı ve acelecidirler
-Küçük ayrıntılardan nefret ederler
-Kararlı ve düzenlidirler
-Resmi ve soğuk olmaları giyimlerine de  yansır
-Zamana çok değer verirler

30 Haziran 2017 Cuma

RÜŞVETE DUR!! DE




 Vakti zamanın birinde kilolarından şikayetçi bir kadıncağız varmış.Bütün gün ağzına lokma koymadığından ,lakin su içse yaradığından bahseder dururmuş.
Kocası merak etmiş bu durumu.Bir gün sabah işe gider gibi yapıp, mutfakta saklanmış.Kadıncağız kocasının gittiğine kanaat getirince koca bir kaşık tereyağını tavaya boca etmiş. Kavurma küpünden ,kavurmaları  çıkarıp ısıtmış, üstüne de beş yumurta kırmış.Saklandığı yerden gözleri fal taşı gibi açılan koca, durumu izliyormuş.
Ekmek almak için dışarı çıkan kadının ardından ,saklandığı yerden çıkıp ,tavaya bir beş yumurta da o kırmış.
Biraz sonra elinde kocaman  bir somunla geri dönen kadıncağız ,durumdan habersiz tavanın başına oturmuş.Ekmeğini bandıra bandıra, yemiş yemiş bitirememiş.En sonunda yorgunlukla elleri yanına düşüp kendi kendine söylenmiş.
Allah Allah ,ben bunu şimdiye kadar bitirirdim ,ama bana noldu ki böyle.Acaba hasta mıyım  ,hasta mı olacağım ?!!


Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kalp ve damar hastalıkları ile kanser insan ölüm oranlarında giderek artan bir etkiye sahip.Ve gelişmiş ülke insanlarının başına bela olan obezite , artık gelişmekte olan ülke insanlarını da tehdit eder vaziyette.İşte bu gelişmelere sebep olan en büyük etken, yanlış beslenme ve belki de daha doğrusu aşırı beslenme.
Acaba neden?
Her canlı gibi insanın da hayatını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçları  var.Ve bu ihtiyaçlarının  farkına dürtüleriyle varıyor.Ve farkına vardığı veya varmadığı bir çok davranış aslında bu ihtiyaçları gidermeye yönelik.Bedenin beslenmeye ihtiyacı olduğu zaman acıkması suya ihtiyacı olduğu zaman susaması gibi.İnsan vücudu öyle bir tasarlanmış ki bu ihtiyaçları giderirken aynı zaman da duyu organlarıyla haz da alıyor.İhtiyaç bitince, duyduğu  haz da devreden çıkıyor.Karnı doyduktan sonra en sevdiği yiyecek bile haz vermediği gibi zorlanırsa bir eziyete dönüşebiliyor.
İnsanın ihtiyaçlarını gösteren Maslow Pramidine göre fiziksel ihtiyaçlarımız piramidin en alt basamağında iken sevgi ,saygı ,ait olma ,güvenlik,kendini gerçekleştirme gibi duygusal ihtiyaçlar  piramidin daha üst basamaklarında yer alıyor.
İnsanda ev evvel devreye giren dürtü açlık ve insanın en çok haz aldığı en ilkel haz mekanizması da yemek yemek.Dünyaya yeni gelen bir bebeği gözünüzün önüne getirin, ilk yaptığı şey emme refleksi.O miniğin yanağına dokunduğunuz anda, minicik dudaklı ağzıyla emmek için aranmaya başlamıyor mu ? Hatta hemşire bir arkadaşım çok enteresan bir şey anlatmıştı.Avrupa da yeni doğan bir bebeği, göbek kordonunu kesmeden annesinin karnı üzerine bırakıyorlar.Ve dışardan hiçbir yardım olmadan, o minicik varlık yukarı tırmanıyor ve annesini emmeye başlıyor.
Ve aslında biyolojik  ihtiyaç karşılamak için var olan mekanizmalar ,fabrika ayarları bozulmadığı müddetçe en doğal ve en doğru yol gösterici olarak, ihtiyaç anında devreye giriyor ve ihtiyaç karşılandığı anda devreden çıkıyor.En sevdiğiniz yemeği bile doyduktan sonra yiyememeniz gibi.



Peki nasıl bozuyoruz ve bozulunca ne oluyor?..