9 Şubat 2018 Cuma

BEN KİMİM ? Kişinin Kendini Analiz Etmesi

JOHARİ PENCERESİ 2


Dünyaya geldiğimizden beri 7/24  bizimle olan kendimizi ne kadar tanıyoruz acaba ?
Aslında bu soruya cevap vermek zannettiğimiz kadar kolay olmayabilir.
Fiziksel görünüşümüzü öğrenmek için aynaya bakarak “Gözlerim kahverengi,saçlarım siyah,yüzüm yuvarlak ,omuzlarım geniş “ vb şekillerde kendimizi tanımlayabiliriz.Kişiliğimizi öğrenmek için de kendimize ayna tutmamız gerekir.
Peki bunu nasıl yaparız ?
Johari Penceresi kişinin kendini tanıması ve farkındalığını arttırması için önemli bir formüldür.
Kendini tanımak için ,tüm dikkatini kendine yöneltmek, emek verip ,efor sarf etmek gerekir.Böylece insan kendisi ile ilgili bilgiler edinir.Bu bilgilerin analiz edilmesi ile kişi kendi kişiliği hakkında fikir sahibi olur.

x
èKendi kendine sorular sormak
Öncelikli adım kişinin kendine sorular sorarak  tarafsız bir şekilde görmeye çalışmasıdır .
Ben kimim ?
Değerlerim ve değer yargılarım hangileridir ?
Amaç ve motivasyonlarım nelerdir?
Hedeflerim ve hedefe ulaşma  yöntemlerim  nasıldır ?
Kişisel avantajlarım ve dezavantajlarım nelerdir?
Bu ve buna benzer sorulara verilecek cevapların, kendimizi kandırmadan verilmesi gerekir.Cevaplar her zaman olumlu olmayabilir.Olumsuz yönleri görebilmek tarafsız bakabildiğimizin göstergesidir.Burada mazeret bulmadan eksik ve yanlış yönlerimizi tanımlayabilmek kişisel gelişimimiz adına önemlidir.

èDuygularını tanımlamak
Kişiniz duygularını tanımlayabilmesi için rahatsız ve mutsuz anlarında nasıl hissettiğini (kızgın, üzüntülü ,utanmış vb) belirlemesi gerekir.Burada savunmacı bir tavır takınmadan şartları ve şahısları suçlamadan hangi duyguları yaşadığını tanımlamalıdır.

è.Diğer kişilerin verdikleri ipuçlarını incelemek
Kişinin kendinin, farklı kişilerin gözünden nasıl göründüğünü bilmesi objektif bir yol gösterici olabilir.Kişiler karşılıklı iletişimde bir çok gözlemlerini paylaşırlar.Kişinin başkalarının kendisi hakkındaki gözlemlerini öğrenmek için radarlarını açması gerekir.Eğer bir çok kişi aynı şeyleri söylüyorsa bu görüşler dikkate alınmalı, olumsuz olanlar belirlenerek çözüm bulmaya çalışmalıdır.
Mesela bir çok insan aşırı mükemmeliyetçi olduğumuzu yada kişisel ilişkilerimizde agresif olduğumuzu belirtiyorsa kimseyi suçlamadan davranışlarımızı incelemekte fayda vardır.Ya da çok hızlı konuştuğumuzu ,veya hımm şey ,gerçekten, hani  gibi dolgu kelimeleri kullandığımızı ve bunun  farkında olmadığımızı söylüyorsa bunlar dikkate alınmalıdır.Bu tür eksik ve yanlışlara odaklanmak ilişkilerimizi geliştirmek için de olumlu katkı sağlar.


èGeribildirim almak
Kişilerarası iletişimde bulunduğumuz insanlardan farklı durumlarda davranışlarımızın nasıl olduğunu sormak gerekir.Bu konuda yapılan değerlendirmeleri ve ima edilenleri savunucu davranmadan dinlemeli ve net bir şekilde tanımlamalıdır.Kendimizi tanımada başkalarının tuttuğu ayna oldukça önemlidir.Bu aynaları görmezden gelmek kişisel gelişimimiz ve iletişimimiz adına büyük kayıplar yaşamamıza yol açabilir.


èKendi hakkında bilgi aramak
Kişinin kör bölgesini geliştirebilmesi için kendisi  hakkında bilgi edinme adına  çabalaması ,emek vermesi gerekir.Kişiliğini takdir ettiği değer verdiği kişilere “beni bana anlatır mısın ?”  “Senin gözünden nasıl görünüyorum ?” diye soru sormak çok ta alışkın olduğumuz davranışlar değildir.Ama bunu yapabilmek kör bölgemizdeki olumsuz yönlerimizi düzeltme  ,olumlu yönlerimizi geliştirme imkanı sağlar.

èFarklı yönlerini bulmak
Hayat ta farklı sosyal statülerimiz,farklı rollerimiz vardır.Evlatlık yönümüz,öğrencilik yönümüz,ebeveynlik yönümüz ,çalışan yönümüz gibi.Bu farklı roller farklı sorumluluklar getirir.Her bir rolümüzü aynı başarıyla yönetemeyebiliriz. İş hayatında başarılı ve hırslı bir yönetici ,ebeveynlik ya da evlilikte aynı derecede başarılı olamayabilir.Burada kendimiz hakkında farklı değerlendirmeler duyabiliriz.Ailemiz bir yönümüzü,iş arkadaşlarımız başka bir yönümüzü ,komşularımız farklı bir yönümüzü ortaya koyunca bir çok farklı kişiymiş gibi bir izlenim oluşabilir. Ama aslında biz bunların hepsiyizdir.Önemli olan tüm bu yönlerimiz hakkında bilgi sahibi olmak, bunları ortak bir nokta etrafında birleştirerek , bunlar arasında koordinasyon sağlama becerilerini geliştirmektir.


8 Ocak 2018 Pazartesi

BURALARI KOMPLE (!) TEORİ



Ya kanka biliyon mu,tüm dünyayı illümünati diye bi örgüt yönetiyomuş.Sembolü de  gözmüş.Her yerde gözüm üstünüzde anlamına geliyomuş…
Biliyom ,hani avuç içindeki kocaman tek göz.Ama o el Fadimana eli değil mi ?
Öyle zaten, onunla da Müslümanlara diyomuş ki, hepiniz benim avucumdasınız.
Ya bi de piramit var.Te  Fravunlar zamanından beri sizi biz yönetiyoz diyomuş , o piramitlede.
***
Ya kardo duydun  mu? Bu Ameriga da bi gavur aile varmış.Roşildler diye bütün  dolarları onlar basıyolarmış, Doların üstünde de ,11 Eylül’de  Gökdelenlere uçakların çarpmasının resmi varmış.Böyle sekize katlayıp, ayın ondördünde tersinden ayışığına bakınca görünüyomuş.
Biliyom biliyom, o ailenin en başıda yaşlanıp ölmemek için, gençlerin kanını kendi kanıyla değiştiriyormuş.Hem de canlı canlı.
***
Bu Amerkalıların bi silahı varmış.Tüm tabiat olaylarını kontrol ediyolarmış, sel ,yağmur,tusunami falan yaptırabiliyorlarmış
Tabi biliyom, hatta Clinton gelip, Erkan bebeğe burnunu sıktırsın da algı yapsın diye, Gölcük depremini de onlar yapmış.
*** 
Alman Naziler altınlarını Libya’da çöle gömmüşler.Kaddafi tam bulmuş çıkaracakken onu devirmiş küresel güçler.Altınları da almışlar….
***
Ve daha niceleri …Son zamanlarda komplo teorilerine pek bir merak saldık.Sadece biz de değil Tüm dünyada bu şekilde teoriler,şehir efsaneleri dolaşıyor.Bunların ne kadarı doğru ,ne kadarı yanlış bilmiyorum.Aslında gerçek olmaları da ihtimal dahilinde.
Sonuçta paranoyak olmak, takip edilmediğin anlamına gelmez.

Bunları bilmiş olmamızın bize ne katkısı var, onu düşünürken ,aslında bize bayağı bir katkısının olduğunu gördüm.Beyin cimnastiği oluyor en azından.Bir olay oluyor, beyinler 1000 beygir kuvvetinde motor gibi çalışmaya başlıyor.Dış mihraklar,üst akıl,emperyal güçler bu işin neresinde ? Bulmaca çözmek kadar zevkli .Kesin alzheimeri falan da önlüyordur.
                Bu arada bu komplo teorilerinin ne kadar fonksiyonel olduklarını da  fark ettim.
 Hem bu teorilere konu olan gelişmiş devletler, hem de bu komplolara muhatap olan gelişmekte olan ülkeler açısından gayet kullanışlı.Her işe yarayan İsveç çakısı gibi mübarek. Aynen ilkel toplulukların açıklayamadıkları tabiat olayları ve fizik kanunlarını , doğaüstü ve  fizikötesi  güçlere izafe etmeleri gibi.Hani mitolojideki Tanrı Zeus’un etrafındaki çeşit çeşit tanrılar gibi.Anlayamadığın sosyal ve ekonomik olaylara bir komplo teorisi uyarla  tamamdır.Uygun birisini  bulamazsan da uydur geç,Hem de havan olur…
Kavgaya hazırlanan iki delikanlıyı düşünün omuzlarını kaldırıp ,nasılda kabarırlar.Ya da ellerini bellerine koymuş iki kadın, beden dilleriyle kavga etmek üzere olduklarını belli ederler.Bu tabiatta kavga edecek hayvanların yaptığının, insan versiyonu olan “alan genişletme” hareketidir.Devletlerde aynı insanlar gibi hasımlarını korkutmak için daha büyük ,daha güçlü görünmeye çalışırlar.Caydırıcı güçtür etkili olan.Soğuk savaş dönemindeki “çeyiz seren yeni gelinler “ gibi,  tüm silahlarını milli  bayram kutlama bahanesiyle sergileyen devletler , dosta güven, düşmana korku salmak amacıyla bu geçit törenlerini yapardı.
Ama soğuk savaş bitti artık farklı mücadele yöntemleri söz konusu.Psikolojik yöntemler, algı operasyonları kullanılıyor.Hah tam da o halkımızın dediği gibi.Ama onların zannettiği şekilde değil.
Bu “üst akıl,küresel güçler,algı operasyonları,toplum mühendisliği ,” aslında en çok komplolarından sakınmak gerektiğini düşündüğümüz ülkelerin işine yarıyor.Gelişmiş ülkelerin diğer ülkelere verdiği “gözüm üstünüzde ,ne yapsanız biliyorum”  mesajıyla ve abartılı güç gösterisiyle sinsi bir yıldırma  taktiğine dönüşüyor.Kulaktan kulağa yayılırken viral reklam haline geliyor, sonrasında gelişmekte olan ülke insanları için ,etraflarında onları kuşatan görünmeyen cam bir duvar inşa ediyor. Kendileri de var olduklarından daha güçlü,daha akıllı adeta yenilemez  mitolojik,fantastik bir güce dönüşüyorlar.
Bu algı “Her taraftan kuşatıldık zaten ,biz ne yapsak haberleri var,zaten bizim gelişmemize ,ilerlememize izin vermezler ,ne yapsak engel olacaklar “şeklinde psikolojik bir baskıya dönüşüp çalışma başarma  şevklerini kırıyor.
***
Gelişmekte olan ülkeler açısından ise bireysel olarak daha da  kullanışı.Her türlü tembellikte,başarısızlıkta bahanen hazır.”Biz neler ,neler  yaparız da küresel güçler engelliyo”. Hoca bana taktı diyen tembel öğrencinin büyümüş versiyonu..
Duyu organların neler desen sayamayacak adamın algı yönetiminden bahsetmesi, vücudundaki sistemleri anlat desen öylece bakacak bakkal amcanın küresel sistemleri anlatması ,komşu esnafla geçinemeyen  kahveci emminin dış politikada diplomasi dersi vermesi ,onlar açısından ne kadar tatmin edici düşünsenize.
Alemin kerli ferli uzmanlarının kurduğu tuzakları fark edip, büyük resmi görmesi ne kadar da havalı. Vay be…
Ne gerek var onca bilim insanına kürsülere kitaplara,üniversitelere.
Bak teknik üniversiteler bir yere kadar gerekli.Bina falan yapıyorlar.Cep telefonlarını ,uçakları üretemeseler de tamir ediyorlar.Tıp da gerekli.Hasta olsak nereye gidelim…
Ama dünyanın en gereksiz insanları sosyal bilimciler.İşleri güçleri laf.Hadi siz de kurun bi koplo da görelim boyunuzun ölçüsünün.Ha ! bide sanatçılar…Dizi oyuncuları,fantezi ve pop şarkıcıları falan değil ama ! Ressamlar,tiyatrocular,klasik müzik icracıları ,sinemacılar ,yazarlar falan.
Sen anca oku , ama bakkal emminin gördüğü büyük resmi göreme, peeh ! Senin okuduğunun, o kitabını yazar, hayat üniversitesinde.
Hele gel bi, kahvede okeye dön,nasılda aydınlanıyorsun,algıların,çakraların falan açılıyor.
Son sözüm küresel güçlere ,dış mihraklara ,derin yapılara.Ve burada istihdam edilen uzmanlara .Ayıptır günahtır.Devletleriniz size o kadar para döküyo,masraf yapıyo.Şunun şurasında kuracağınız  bir komplo.Onu da yüzünüze gözünüze bulaştırıyorsunuz.Bu kadar çabuk çözülen komplo planı mı olur ya !
Ya da boş verin ,boşuna uğraşmayın, benim kahvedeki Memed emmim  yemiyo bunları…


1 Ocak 2018 Pazartesi

BEN KİMİM ? (ETKİLİ İLETİŞİM)


           JOHARİ PENCERESİ


Doğu edebiyatında aptallığı anlatmak için kullanılan bir tabir vardır ”Habenneka gibi”. Kimdir bu Habenneka?
Vakti zaman da ahmaklığı ile meşhur Habenneka isimli bir adamcağız varmış.Tüm gün boynunda bir çanla gezer ,gece yatarken bile boynundan o çanı çıkarmazmış.Soranlara da “bu çan kendimi bulmam için,ben o çanın sesiyle kendimi kaybetmiyorum diyormuş”
Bir gün muzip adamın biri,gece uyurken Habenneka’nın boynundaki çanı çıkarıp kendi boynuna asmış.Sabah uyanan Habenneka çanı boynunda bulamayınca panikle bağırmaya başlamış.Onun sesini duyan muzip adam gelip karşısına geçmiş.Zavallı Habenneka  elini tekrar boynuna götürmüş sonrada karşısındaki adamın boynunda sallanan çana bakmış.Şaşkın şaşkın mırıldanmış
“İyi de sen ben isen, ben kimim ?”

***
Peki biz kimiz ? Kendimizi ne kadar tanıyoruz ? Kendimizi tanımanın yolu yöntemi var mıdır ?

Hayat kalitemizi önemli ölçüde arttıran etkili iletişim temeli  kişi içi iletişimdir.Diğer bir ifadeyle kişinin kendini tanıması,öz benliğinin farkında olmasıdır.Eğer kişi neyi neden yaptığının farkındaysa ve davranışlarını açıklaya biliyorsa kendisi hakkında bilgi sahibidir.


JOHARİ PENCERESİ

İnsanın kendisini tanıması  için geliştirilen bir şema olan Johari penceresi ,kişinin kendisi hakkında bilgi sahibi olması ve farkındalık kazanması için faydalı bir yöntemdir.
Johari penceresine göre insan birbiriyle etkileşim içinde olan dört farklı benlikten meydana gelir.Bu şema insanın kendi özellikleri hakkında bildiklerini ortaya koyması,bilmedikleri hakkında da öğrenerek geliştirmesi açısından yol göstericidir.
Johari penceresine göre kişi benliği dört alandan oluşur


Açık benlik(açık alan)
Görünmeyen (karanlık)benlik(kör alan)
Gizli benlik(gizli alan)
Bilinmeyen benlik(bilinmeyen alan)
*** 
Açık benlik:
Bu alan kişinin kendisi hakkında bildiği ve paylaşmaya hazır olduğu  bilgileri içerir.Duyguları düşüncelleri motivasyonları heyecanları vb bilgilerdir bunlar.Bu benliğin bir parçasını da dışarıdan görünen diğer kişilerinde bildiği benliktir.Boy bos,isim ,kimlik,dini inanış ,politik görüş vs. Kişi bu alanı ne kadar fazla büyütürse o kadar etkili iletişim sağlar.İnsan rahat ettiği destekleyici davranışlar gördüğü ortamda kendini daha rahat ifade etme eğilimindeyken, rahatsız olduğu ortamlarda kendini kapatma eğilimindedir.Etkili iletişim açısında kişinin kendisi hakkında bilgi edinilmesine izin vermesi ve paylaşımda bulunması bu alanı genişletecektir.

                                                                                ***

Görünmeyen (karanlık)benlik
Bu alan başkalarının bildiği ,ama kişinin kendisi hakkında farkında olmadığı benliktir.Etkili iletişim için bu alanın mümkün olduğunca küçültülmesi gerekir.İnsan kendini ne denli iyi tanıdığını zannederse zannetsin yinede farkında olmadığı davranışları olabilir.
Mesela kızdığı  zaman nasıl tepkiler verdiği, saldırgan davranışlar sergileyip sergilemediği ,meseleyi kişiselleştirip kişiselleştirmediği ,etrafa zarar verme veya pasif agresif  davranışlarda bulunup bunmadığı  gibi durumlar konusunda dışarıdan nasıl göründüğünü öğrenmesi ,davranış kontrolü sağlaması  ve davranışların yönetebilmesi  açısından  önemlidir.
Kişiler için bu alanın merak konusu olması gerekir.Zira kişi kendisini zannettiği gibi görünmüyor olabilir.Mesela kendisini tutumlu zannederken cimri,sabırlı zannederken,kinci,açık sözlü zannederken patavatsız olarak algılanabiliyor olabilir.
Bu alanda kişi ne kadar bilgi toplarsa ve başkalarını kendisi hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye istekli ve açık olursa o denli kaliteli iletişim imkanı bulur.

                                                                              ***

Gizli benlik
Kişinin kendisinin bildiği ama başkalarının bilmediği yönleridir.Rahatsız olduğu konular,sorunları,deneyimleri,bilgileri vs bu alandır.Maddi sorunları,eşi ile sorunları,çocuğunun hastalığı,ailesi ile ilgili durumları  gibi durumlarda,bu alanı ne kadar açıp açmayacağı kişinin kendi belirlediği  bir seçenektir.
Bu konuda insanlar genel olarak  farklı davranışlar gösterirler.
Bazıları bu yönlerini kesinlikle açıklamazken ,bazıları herkesle paylaşabilir.Ama en rahatsız edici olanı kendi gizli bilgilerini saklarken ,başkalarının bu bilgilerini çeşitli şekiller de öğrenmeye çalışan kimselerdir.
Bu davranışlardaki temel sorun kişilerin bu bilgileri kiminle ne kadarını paylaşacağı konusunda bir karara varamamış olmasıdır.Başarılı kişisel iletişim ,kişinin   gizli bilgilerinin ne kadarını, kiminle paylaşacağını bilmesidir. Bu kişiler ileri zamanlar da  zarar görmeyeceği kadar bilgi paylaşmakta  ve karşıdan da o düzeyde paylaşım beklemektedir.
                                                                               ***


Bilinmeyen benlik
Kişinin kendisinin ve başkalarının da bilmediği alanıdır.İnsanın  kendi kendisini tam anlamıyla tanıyabilmesi mümkün olmadığı için bu yön hep var olacaktır.
“Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” görüşünce insanın yaşamadığı başına gelmediği sürece nasıl davranacağını bilemediği şeyler olacaktır.Bir yakınını kaybetmek,beklemediği imkanlara sahip olmak,beklenmedik bir haksızlıkla ya da yıkımla karşılaşmak gibi durumlarda kişinin kendisinin bile tanımadığı yönleri gün ışığına çıkabilir.Kişinin henüz keşfetmediği ,derinlerde yaşayan korkular,istekler,belirleyemediği güdüler ,karşılaşacağı fiziksel durumlar ,uygun koşullar ve olaylar oldukça  bilgi edinilmesi mümkün olacaktır.Yani insan yaşadıkça bazı şeyleri görecektir.
Hipnoz ,psikolojik testler ve rüyalar bu alanın keşfedilmesinde ipuçları verebilir.

Tüm bu bilgilerin işlenmesi ve ortak bir nokta etrafında birleştirilmesi ile kişinin kendini tanıması mümkün  olacaktır…

31 Aralık 2017 Pazar

SÜRPRİZ SEVER MİSİNİZ ?




Bir havaalanında oturuyorsunuz.Bir anda bir pilot elinde valiziyle şarkı söylemeye başlıyor.Siz şaşkınlıkla bakarken check inn masasındaki bayan  görevli de pilota katılıyor.Biranda arkanızda keman sesi duyuluyor.Sonra yanınızdaki yolcu kalkıp dans etmeye başlıyor…
Ne düşünürsünüz ??
Dünya da çok eğlenceli bir akım var .Ülkemizde de örnekleri olmaya başladı.
Flash Mobb deniliyor bu etkinliğe .Daha önceden sosyal medya üzerinde organize olan, yada bir kurumda beraber olan insanlar tarafından organize diliyor.Halka açık mekanlarda kendiliğinden, spontane gibi başlayan eğlenceli aktiviteler yapılıyor.Bu bazen de sosyal sorumluluk kapsamında farkındalık oluşturmak için olabiliyor.
Bireysel silahlanmaya dikkat  çekmek veya dünya kadınlar günü vs gibi özel günlerde de yapılıyor.Ya da sadece eğlenmek için.Bu konuda bir çok video bulabilirsiniz.Ben en çok ilgimi çeken ikisini paylaşıyorum.
Birinci video da her şey küçük bir kızın bir sokak müzisyeninin önündeki şapkaya para atmasıyla başlıyor.Bunun bir benzeri Türkiye’de Dünya Kadın Hakları gününde bir avm de yapılmış, ama bu örnek çok daha başarılı.Sanırım bir bankanın reklamı için çekilmiş. Beethoven’in  9. Senfonisi. Açıkçası bende klasik müziğe karşı oldukça ilgi uyandırdı. O Videodan sonra  klasik batı müziği daha fazla ilgimi çekmeye başladı.
İkinci video da, çok meşhur opera parçalarından olan “Carmina Burana” operasının ,bir hava alanında flash mobb olarak sunulması.
Bir flash mobb değildi ama, güzel bir sürprize İzmir de rastlamıştım.Geçmiş senelerden birinde , İzmir Konak istasyonunda  29 Ekim Cumhuriyet Bayramında askeri bandonun verdiği konser muhteşemdi.Müziği,enstrümanları vücudunuzun her zerresiyle hissediyorsunuz.Olağanüstü bir duygu.En çok istediğim şeylerden biri canlı bir klasik müzik konserini dinleyebilmek.Umarım bir gün olur.
Güzel değil mi ? Hiç beklemediğiniz bir andan böyle güzel şeylerle karşılaşmak.
Yeni yılınız kutlu olsun.





26 Aralık 2017 Salı

İNLEYEN NAĞMELER METROYU SARDI

BENİM DE YENİ YIL DİLEĞİM VAR !!!

Soğuk bir Ocak sabahının erken saatlerinde Washington Metro İstasyonu ,metroya yetişmeye çalışan insanlarla doluyken,beyaz beyzbol şapkasını  kaşlarına kadar indirmiş genç bir adam, kemanından önce birkaç nota çıkarır.Sonra notalar arkası arkasına metro istasyonunun duvarlarında yankılanmaya başlar.
Biraz sonra adeta kendinden geçmiş bir şekilde çalmaya devam ederken ,kimse  Bach’ın en zor icra edilen klasik müzik eserlerinden olduğunun farkında bile değildir.Genç adam 45 dakika boyunca Bach ‘dan altı klasik müzik parçası çalmaya devam eder.Konser bittiğinde kimse alkışlamadığı gibi kimse duraklamaz bile .
Konser boyunca Washington Metro İstasyonun  en kalabalık saatlerinde kemancının  önünden 1100 civarı insan, belki  notaları bile duymadan hızla geçip gider.sadece 6 kişi durup dinler.20 kişi para verir ve keman kutusunda biriken para sadece 32 dolardır.
Washington Post için yapılan bu sosyal deneyde metroda ki kemancı ,dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell’dir
3.5 milyon dolarlık Stradivarius kemanıyla metroda verdiği konserin benzeri için ,insanlar Boston’da daha kısa bir süre önce 100 dolar civarında para ödemişlerdir.
Deneyin konusu ”algılama, keyif alma ve öncelikler”.Buradaki  araştırılan  sorular ;
Sıradan bir yerde ,uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz ?
Durup ondan keyif alıyor muyuz ?
Beklenmedik bir ortamda bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz ?
                Deneyin anlatıldığı Washington Post gazetesindeki makalenin son cümlesi “eğer dünyanın en ünlü müzisyenlerinden birinin dünyada yazılan  en iyi eserlerinden birini çalarken onu durup dinleyecek bir dakikamız bile yoksa,acaba daha neler kaçırıyoruz hayatta ?”
***
Muhtemelen  bu sosyal deneyi duymuşsunuzdur. Washington Post’taki makalenin  söylediğine sonuna kadar katılıyorum.
Lakin ilave edeceğim birkaç husus var.
Joshua Bell marka değeri yüksek bir sanatçı.Evet sadece şirketler,firmalar değil insanlar da marka artık günümüzde.Markalaşma süreci profesyonel tekniklerle  yapılıyor ve uzun zaman alıyor.Ve marka değerini arttırmak için PR çalışmaları yapılırken pazarlamak içinde reklam unsurları devreye sokuluyor.Bu kötü bir şey diyemem elbette.
Ama marka olamamış Pr ve reklam desteği olmayan kaç gerçek yetenek harcanıp gidiyor? Büyük umutlarla başlayan hangi hikayeler hayal kırklıkları ile sonlanıyor ?
Bilmiyoruz…Galiba da hiç bilemeyeceğiz…
***
Hayattaki değerli şeylerin genelde yüksek fiyat ödediklerimiz olduğunu zannediyoruz.O yüksek fiyatları ödeyebilecek imkana sahip olmak  için de  var gücümüzle koştururken asıl hayatı kaçırıyoruz.
Akşamdan akşama yatmaya uğradığımız için içinde oturamadığımız lüks evlerimize…
Bilmem kaç kilometre hıza, bilmem kaç saniyede  ulaşabilen ama hiç o kilometre hızla süremediğimiz jeeplerimize ,lüks araçlarımıza…
Bilmem ne fonksiyonlarının ne işe yaradığını çoğumuzun bilmediği son model teknoloji sahibi cep telefonlarımıza …
Sanki sadece sosyal medyada foto paylaşmak için gidilmiş zannedileceğimiz bilmem kaç yıldızlı tatillerimize…
 Ve aslında çok ta gerekli olmayan  daha onlarca şeye para yetiştirmek için kendimizi paralarcasına çabalarken hayatı ıskalıyoruz.
Bir daha asla sahip olamayacağımız geri getiremeyeceğimiz en verimli zamanlarımızı saçıp savuruyoruz…
Halbuki bedel ödemediğimiz için kıymetinin farkında olmadığımız o kadar çok şey var ki.
Biraz etrafımıza baksak ta bu bedava güzellikleri fark etsek.
Onlardan da zevk almayı ,onlarla da mutlu olmayı öğrensek.
2017 de ıskaladığımız güzellikleri 2018 de fark etmemiz dileğiyle…




 Bahsi geçen sosyal deneyin videosu efendim...

22 Aralık 2017 Cuma

HÜZÜNLÜ GECE





Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir, Müptela-ı gama sor kim geceler kaç saat.                                                        Sabit


En uzun geceyi ne astrologlar ne de takvimleri hazırlayanlar bilir. O en uzun geceyi en iyi bilenler dertle inleyenlerdir(aşıklardır)...
                                                   
***

Ey gece al hüzünlerim senin olsun...
Kış dönsün bahara
Sabahlar benim olsun...
Saçayım avuç avuç bahar muştularını...
En uzun gece
Bitimi değil belki zemherinin,
Lakin müjdesi değil mi güneşli günlerin ? ...